23 Nisan İndirim
Clearwater Lisesi’nde yeni okul yılı başlamak üzere. Carag arkadaşlarıyla birlikte büyük bir heyecanla okula başlıyor. Ancak pumadan dönüşen gencin yaptıklarından herkes memnun değil.
Molière, Kibarlık Budalası’nda 17. yüzyıl Fransız toplumunu hicveder. Orta yaşlı, zengin bir tüccar olan Mösyö Jourdain sınıf atlamak için asilzade olmaya çabalarken kendisini komik duruma düşürür. Moda olduğunu düşündüğü için pahalı ama tuhaf giysiler diktirir, hiçbirine ilgi duymasa da ısrarla felsefe, eskrim, dans ve müzik dersi alır. Oyun ilerledikçe işler karmaşıklaşacak, hatta Mösyö Jourdain’in evini sultan ziyaret edecektir...
Kimi eleştirmenlerce Sibiryalı çağdaş Çehov olarak tanımlanan Rus yazar Valentin Grigoryeviç Rasputin 1937 yılında Sibirya’nın İrkutsk bölgesinde köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha çok sıradan insanların öykülerini kaleme alan Rasputin, eserlerinde köy yaşamına ve doğaya yer verdi.
Her gün dünyanın dört bir yanında çocuklar güler ve ağlar, oynar ve öğrenir, yemek yer ve uyur. Birbirlerine benzemeyebilirler. Aynı dili konuşmayabilirler. Yaşadıkları hayat çok farklı olabilir. Ama özünde, onlar da tıpkı senin gibidir.
Prenses Yasmin, bir prensesin güzel elbiselerden ve bir prensi beklemekten ibaret olmadığını kanıtlamak için SABIRSIZLANMAKTADIR. Bir yarışa katılır ve kazanmayı aklına koyar!
Köpek ile kedi birbirlerini çok seviyorlar ama pek geçinemiyorlar. Birlikte oynamak istiyorlar ama hep kavga ediyorlar… Yine de onlar çok yakın arkadaşlar.
Türkan’ın bir sürü hayali vardı, içinde bulunduğu kalıplara sığmazdı hayalleri. Zaten hayallerin sınırı olmazdı ki...
İlk bakışta Carag normal bir çocuğa benzese de parlak gözlerinin ardında inanılmaz bir sırrı vardır: Carag bir “dönüşen”dir. O, yarı insan, yarı puma olarak Rocky Dağları’nın vahşi doğasında büyümüştür ve kısa bir süredir insanların dünyasında yaşamaktadır. Yeni hayatı büyüleyici olduğu kadar ona çok da yabancıdır.
Kimi uzaya gitti, kimi felaket anlarında başkalarının hayatını kurtarmak için kendini riske attı. Cesur bir yüreğe sahip olmak ayrıcalıktır. Onlar cesur bir yürekle doğarlar.
Evet, bazen en acayip fikir, görünüşte en mümkün görünmeyen fikir, kafanıza öyle işlenir ki, o en nihayetinde sizin için gerçeğe dönüştürülebilecek bir şey olarak ortaya çıkar…
Bazen babalar gerçekten sıradan olabilir, ama benimki değil, bu yüzden çok mutluyum çünkü siz de göreceksiniz, o gizli bir Süper Kahraman Baba!
Aslında tüm anneler mükemmeldir ama bazen içlerinden birinin daha özel olduğunu düşünürsünüz… Tıpkı benim Süper Kahraman Annem gibi !
Bir zamanlar bir sarayda adı Alice olan bir genç bir prenses yaşarmış. Alice uyumadan önce her zaman yanına battaniyesini alırmış. Ama bir gün Alice’in battaniyesi kaybolmuş. Onu kim almış olabilir? Tüy gibi hafif, yumuşak, sımsıcacık bir şey isteyen bir ejderha mı yoksa?
Bir çocuk sahipsiz bir yumurta bulur ve ona bakmaya karar verir. Yumurtanın içinde ne olduğunu merak eder. Yoksa yumurtada çocuğun aklındaki arkadaş mı vardır?
« Eğer bir fil yakalamak istiyorsanız önce fillerin nerede yaşadığını bulmalısınız… »
Florence bir köpek istiyordu. Nasıl bir köpek olduğunun hiçbir önemi yoktu. Sadece bir köpek olsun, ona baksın, onu beslesin, onunla koşsun ve oynasın istiyordu. Eğer bir köpeği olursa bir daha asla ağlamayacağına ver her zaman uslu duracağına söz verdi.
Prenses Lal tanışabileceğiniz en NAZLI prenses.
Doğum gününde ne kadar çok hediye aldığını hayal bile edemezsiniz. Ama bir prenses bile bazen gerekenden KAT KAT FAZLA hediye alabilir...
Ben benim, sen de sensin.
Aynıyız ama farklıyız da.
Ortada ne okul binası ne sanat öğretmeni ne de öğrencisi vardı.
Sahip olduğu tek şey inancı ve sabrıydı.
Doğru işler yaptığını biliyordu.
Serin bir rüzgâr yağmurun fısıltısını çoğaltarak esiyor, üstümüzde siyah bir çadır gibi açılan çam dalları titriyordu. Anadolu’nun bu yalçın ufuklu, bu boş, bu kayalık, bu korkunç tarafı, Bozdağı’na giden bu ıssız yol, eskiden beri bir eşkıya uğrağıydı; bunu biliyordum.
Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlanan makalelerden oluşan Eşkal-i Zaman’da Ahmet Rasim, İstanbul’un gündelik yaşamını, vapurları, tramvayları, sokakları, esnafı, insan tiplerini, döneminin toplumsal sorunlarını kendine özgü üslubuyla anlatıyor.
Savaş ve Barış, Anna Karenina ve İvan İlyiç’in Ölümü’yle tanınan Tolstoy, gerçekçi edebiyat akımının en önemli temsilcilerindendir.
Eserlerinde toplum, ahlak, aile, devlet gibi kavramları sorgularken yaşadığı toplumun sorunlarını yalnızca edebi bir ustalıkla değil, aynı zamanda felsefi bir bakış açısıyla ele alır.
Petersburg’un beyaz gecelerinde, hayalperest anlatıcı ile genç bir kızın dört gecelik karşılıklı konuşmalarıyla geçen hüzünlü bir hikâye. Genç kız da tıpkı hayalperest anlatıcı gibi hayaller içindedir. Moskova’dan gelecek bir mektubu bekleyen genç kız ve hayalperest anlatıcı arasında tuhaf bir bağ oluşur. Mektup ve beklenen kişi geciktikçe duygular ve düşünceler karmaşık bir hale gelecektir.
Dinle neyi, nasıl hikâye ediyor
Ayrılıklardan şikâyet ediyor…
……………………………………
" Dostlarım ! Bu öyküyü dinleyin. Çünkü aslında kendi halimizi dile getiriyor."
Ayrı, her şeyden, herkesten ayrı ve uzak kalmak, yalnız kendisini dinlemek, yalnız kendi düşünebileceği gibi düşünmek istiyordu. Sakız gibi çiğnenmiş güzelliklerden, bir dua kadar çok tekrar edilmiş yeni fikirlerden eser bulunmayan bu çölde hiçlik ve... güzellik hüküm sürüyordu.
Modern Rus edebiyatının kurucusu kabul edilen Aleksandr Puşkin’in son derece duru ve çarpıcı bir dile, merkezinde bir aşk öyküsünü, arka planda ise ünlü Pugaçev isyanını anlattığı Yüzbaşının Kızı, Rus romanının ve tarihsel roman geleneğinin öncüsü olma özelliğini taşıyor.
“Fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün… Fakat içimde öyle bir şeytan var ki... Bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor.
Dünya sadece yaşadığımız evden, oyun oynadığımız parktan, mahalleden, içinde yaşadığımız şehirden mi ibarettir ? Yoksa başka yaşamlar, başka âlemler ve keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerle mi doludur dünya ?
Mutluluk nerede?
Yaşamı yönetmek, yönlendirmek mümkün mü?
İrademizle mi davranıyoruz, yoksa ezberlediklerimizle mi?
Ne istiyoruz, ne bekliyoruz?
Nasıl düşünüyor, nasıl karar veriyoruz?
Bu ve benzeri pek çok sorunun cevabını hâlâ arıyorsanız içeri buyrun...
Gün İzleri’ndeki öyküler, özellikle kısa öykünün, küçük olaylara büyüteç tutan keskinliğini, mizahını ve ince derinliğini yansıtırken, hayatın hüzünlü komedisi içinde ümit veren, gülümseten kalıcı sahnelerle okuru düşünceye davet ediyor.
Yani bütün bunları bir köpek mi yaptı ? Hımm… Alabaş’ın maceralarını bir de Erol’dan dinleyin. Erol kim mi ? Alabaş’ın sahibi.
Baloncuk, sadece sorumluluklarını ve başarıyı önemseyen Pelin’in hikâyesi…
Bir gün sınıfa yeni bir öğrencinin gelmesiyle kendini önemsiz hisseden Pelin, kendisini bir baloncuğun içinde buluverir. Bakalım sınıfa yeni gelen Arda, Pelin’in baloncuktan çıkmasına yardım edebilecek mi ?
Altı hikâyeden oluşan bu kitapta hayvanların başlarından geçen olaylara şahit olacaksınız. Oldukça ilgi çekici olaylara…
Cennet gibi bir yaşam nasıl cehenneme çevrilir ? İşte gözünü hırs bürümüş eşeklerin yol açtığı olayların ve başlarına gelenlerin ilginç hikâyesi…
“Eğer kelebekleri görmek istiyorsam birkaç tırtıla katlanmam gerek. O kadar güzel görünüyorlar ki… Yoksa kim ziyaret eder beni? Sen uzaklarda olacaksın. Büyük hayvanlara gelince… Hiç korkmuyorum onlardan. Benim de pençelerim var.
Tanzimat edebiyatının en yenilikçi isimlerinden olan Recaizade Mahmut Ekrem, Bihruz’un psikolojisini iç konuşma, iç çözümleme, bilinç akışı gibi modern tekniklere başvurarak anlatırken Türkçe edebiyatın unutulmaz tiplerinden birini de yaratır.
İlk kez 1932’de Konya’da bir yerel gazetede tefrika halinde yayımlanmaya başlanan ancak yarım kalan Kuyucaklı Yusuf kitap halinde ilk kez 1937 yılında yayımlandı. Sabahattin Ali’nin ilk romanıdır.
Keyifli bir balık avı nasıl oldu da iki küçük balıkçı için heyecan dolu bir maceraya dönüştü ?
Amerika, en iyi ile en kötünün bir arada yaşadığı çelişkiler ülkesidir. Bir yanda dünyanın en iyi üniversiteleri, kütüphaneleri, kültür merkezleri, hastane ve teknoloji merkezleri, NASA, askeri gücü, spor tesisleri, Hollywood...
Tarih öncesi devirlerden itibaren uygarlığın gelişimini çok geniş bir açıdan anlatan bu kitap Ahmet Taşağıl ve Aykut Kar’ın editörlüğünde konunun uzmanı akademisyenler tarafından kaleme alınan makalelerden oluşuyor. Tarih öğrencileri için bir elkitabı olma özelliğine sahip bu çalışma konuya ilgi duyan genel okura da sesleniyor.
13. yüzyılda Anadolu sahasında Oğuz Türkçesinin en büyük temsilcisi olan Yunus Emre, şiirlerini genellikle hece ölçüsüyle yazmıştır. Kimi zor kavramları Türkçe kelimeler kullanarak rahatlıkla ifade etmeyi başarmış, bu özelliğiyle kendisinden sonra yetişecek şairlerin öncüsü olmuştur.
Beyaz Diş, vahşi doğanın çetin yaşam koşullarının tüm canlılar için hayatta kalma mücadelesi anlamına geldiğini anlatan en büyüleyici romanlardan biridir. Bir mağarada doğan Beyaz Diş’in büyürken, dünyanın kapılarını yavaş yavaş aralamasını, kendisini ve doğayı keşfederek ehlileşme serüvenini konu alır. Kitap, vahşi doğada bile her canlının sevgiye ihtiyacı olduğunu savunur.
Sergüzeşt, Samipaşazade Sezai’nin acıklı bir aşk hikâyesi üzerinden kölelik ve özgürlük konularını işlediği romanıdır. Yazar bu eserinde, kölelik kurumunu, Osmanlı burjuvazisini ve insanın kendisinin değil ait olduğu sosyal sınıfın önemsenmesini eleştirerek, insanların eşit olduğu fikrini savunur.
- 1
- 2