Bu ürün ile beraber alınan diğer ürünler
Savaş ve Barış, Anna Karenina ve İvan İlyiç’in Ölümü’yle tanınan Tolstoy, gerçekçi edebiyat akımının en önemli temsilcilerindendir.
Eserlerinde toplum, ahlak, aile, devlet gibi kavramları sorgularken yaşadığı toplumun sorunlarını yalnızca edebi bir ustalıkla değil, aynı zamanda felsefi bir bakış açısıyla ele alır.
Serin bir rüzgâr yağmurun fısıltısını çoğaltarak esiyor, üstümüzde siyah bir çadır gibi açılan çam dalları titriyordu. Anadolu’nun bu yalçın ufuklu, bu boş, bu kayalık, bu korkunç tarafı, Bozdağı’na giden bu ıssız yol, eskiden beri bir eşkıya uğrağıydı; bunu biliyordum.
İslam Bey, gönüllü olarak orduya gidecektir ve uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak ister. Zekiye’ye, kendisi hakkında beslediği sevgiyi anlatır. Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı gibi, onun arkasından o da erkek elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır, Silistre’ye kadar gider...
Gözüm sekiz arşın kalınlığındaki taş duvarları aşıyor, güverte kenarında eteklerini uçurarak vincin işlemesini seyreden kızları, merdivenden kocaman yatak denkleri indirmeye çalışan hamalları görüyordu. Yerimden fırlamak, gardiyanları, jandarmaları şöyle elimin tersiyle iterek çıkıp yürümek, bir sandala atlayıp gemiye varmak ve kaptana: “Çek!” demek istiyordum.
Molière, Kibarlık Budalası’nda 17. yüzyıl Fransız toplumunu hicveder. Orta yaşlı, zengin bir tüccar olan Mösyö Jourdain sınıf atlamak için asilzade olmaya çabalarken kendisini komik duruma düşürür. Moda olduğunu düşündüğü için pahalı ama tuhaf giysiler diktirir, hiçbirine ilgi duymasa da ısrarla felsefe, eskrim, dans ve müzik dersi alır. Oyun ilerledikçe işler karmaşıklaşacak, hatta Mösyö Jourdain’in evini sultan ziyaret edecektir...
‘‘Onun hayatı da öyle değil miydi? Son günlerin hoşluğu ile beraber, şimdi yine imkânsızlığa, yine hüzün ve kasvete düşmemiş miydi? Tıpkı şimdi düşündüğü gibi, nasıl yaz elindeki saadetten habersiz geçip ilk kış hücumuyla üzülürse, o da demin anlamamış, özlem duymamış mıydı? Tekrar hayatına başlamak arzusu, bugün tekrar yaz olmak emeli gibi değil miydi? Bir yıldır onu harap eden endişelerin, hüzünlerin ne olduğunu artık iyice görüyor, ‘İşte benim eylülüm!’ diyordu.’’