Roman
1942’de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus’nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır.
Sovyet Rusya’ya bir eleştiri niteliğinde olan bu kitap, günümüz siyasetinin baskısı, toplumdaki adaletsizliği, insanların tek tipleştirilmek istenmesi, zihnin kontrolü ve bireyselliğin yok edilmesi gibi kavramlar üzerinde de duruyor.
...içim bomboş olmalı, huzurlu ve bomboş olmalı ki içim işte o zaman dışarının ışığı içimde parlayabilir, zira ne zaman ki içim huzurlu ve bomboş olur o zaman ışık içimde parlamaya başlayabilir, huzurlu ve bomboş olmalı içim, itiş kakıştan vazgeçmeliyim, sakinleşmeliyim, yalnızca içimde parlayacak ışıktan ibaret olmalıyım, hiçbir şey arzu etmeyen bir ışık olmalıyım...
“… Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değildim.”
“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün… Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”
Martin Eden’da, Jack London yazar olma mücadelesi veren bir gencin trajik hikâyesini anlatır. Martin Eden, eğitimli ve başarılı bir sanatçı olma arayışında yoksulluğun ve fırsat eşitsizliğinin üstesinden gelmek için mücadele eden, idealist ve kendi kendini yetiştirmiş bir gençtir.
Clearwater Lisesi’nde yeni okul yılı başlamak üzere. Carag arkadaşlarıyla birlikte büyük bir heyecanla okula başlıyor. Ancak pumadan dönüşen gencin yaptıklarından herkes memnun değil.
Hayvan Çiftliği, George Orwell tarafından yazılmış ünlü bir politik allegory (benzetme) kitabıdır. Kitap, bir çiftlikte yaşayan hayvanların insan yönetimi altında yaşam mücadelesini anlatır ve Sovyetler Birliği'nin kuruluşunu ve Stalin dönemini eleştirmek amacıyla yazılmıştır.
Kimi eleştirmenlerce Sibiryalı çağdaş Çehov olarak tanımlanan Rus yazar Valentin Grigoryeviç Rasputin 1937 yılında Sibirya’nın İrkutsk bölgesinde köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha çok sıradan insanların öykülerini kaleme alan Rasputin, eserlerinde köy yaşamına ve doğaya yer verdi.
İlk bakışta Carag normal bir çocuğa benzese de parlak gözlerinin ardında inanılmaz bir sırrı vardır: Carag bir “dönüşen”dir.
Franz Kafka’nın ilk kez 1915 yılında yayımlanan eseri Dönüşüm Gregor Samsa’nın bir sabah huzursuz bir rüyadan uyandığında, kendini yatağında dev bir haşereye dönüşmüş olarak bulmasıyla başlar...
Gözüm sekiz arşın kalınlığındaki taş duvarları aşıyor, güverte kenarında eteklerini uçurarak vincin işlemesini seyreden kızları, merdivenden kocaman yatak denkleri indirmeye çalışan hamalları görüyordu. Yerimden fırlamak, gardiyanları, jandarmaları şöyle elimin tersiyle iterek çıkıp yürümek, bir sandala atlayıp gemiye varmak ve kaptana: “Çek!” demek istiyordum.
Modern Rus edebiyatının kurucusu kabul edilen Aleksandr Puşkin’in son derece duru ve çarpıcı bir dile, merkezinde bir aşk öyküsünü, arka planda ise ünlü Pugaçev isyanını anlattığı Yüzbaşının Kızı, Rus romanının ve tarihsel roman geleneğinin öncüsü olma özelliğini taşıyor.
New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde karşılaşan üç kişinin bir satranç tahtası etrafında yaşadığı ruhsal karmaşayı yalın ve çarpıcı üslubuyla anlatan Zweig’dan, insanın kendiyle savaş halinde oluşunun uzun öyküsü: Satranç…
Türkiye’nin ve dünyanın farklı sokaklarında yaptığı yürüyüşler esnasında karşılaştığı dokunaklı manzaraların, kendi halinde insanların, ilginç rastlantıların fotoğraflarını çekti. Bu karelerden bazıları onu daha fazlasını hayal etmeye itti ve 2012 yılından itibaren kendi çektiği fotoğraflar için öyküler yazmaya başladı. Genç Kareli Öyküler, eserleri gençler tarafından da çok sevilen Tolga Gümüşay’ın kareli öyküleri arasından özenle seçilmiş bir koleksiyon.
Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür.
Gün İzleri’ndeki öyküler, özellikle kısa öykünün, küçük olaylara büyüteç tutan keskinliğini, mizahını ve ince derinliğini yansıtırken, hayatın hüzünlü komedisi içinde ümit veren, gülümseten kalıcı sahnelerle okuru düşünceye davet ediyor.
Büyük salonun kapıya yakın bir duvarının önünde birdenbire durdum. O andaki hislerimi, bilhassa aradan bu kadar seneler geçtikten sonra, anlatmama imkân yok. Yalnız orada, kürk mantolu bir kadın portresinin önünde, mıhlanmış gibi durduğumu hatırlıyorum. Resimleri seyredip geçenler, vücutlarıyla beni sağa sola itiyorlar, fakat ben olduğum yerden ayrılamıyordum. Bu portrede ne vardı?..
Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı, l’Evénement adlı bir gazete çıkardı.
İlk kez 1932’de Konya’da bir yerel gazetede tefrika halinde yayımlanmaya başlanan ancak yarım kalan Kuyucaklı Yusuf kitap halinde ilk kez 1937 yılında yayımlandı. Sabahattin Ali’nin ilk romanıdır.
Amerika, en iyi ile en kötünün bir arada yaşadığı çelişkiler ülkesidir. Bir yanda dünyanın en iyi üniversiteleri, kütüphaneleri, kültür merkezleri, hastane ve teknoloji merkezleri, NASA, askeri gücü, spor tesisleri, Hollywood...
Şimdi bir türlü sığamayıp, delice bir kavgaya tutuştuğumuz, adına Anadolu denen şu kadim topraklarda, binlerce yıl önce hüküm sürmüş, bir Hitit kralının oğullarına bıraktığı vasiyete bakın isterseniz: ‘Öldüğümde beni, usulünce yıkayın, göğsünüze yaslayın ve toprağa bırakın.’ Bu kadar.”
Çocukluğunda bir kışını geçirdiği Overlook Oteli'nin "sakinlerinden" bir türlü kurtulamayan Dan, yıllarca bir şehirden diğerine sürüklenirken, sonunda ufak bir New Hampshire kasabasına yerleşir, bir bakımevinde işe girip, kalan "ışıltısını" ölmekte olan insanları rahat ettirmekte kullanır. Orada Dan'e "Doktor Uyku" adını verirler.
Gündelik yaşamın çelişkilerini, sıradan insanlarının acı ve sevinçlerini, umudu ve ayakta kalma mücadelesini gözlem yeteneğiyle birleştiren, anlatısındaki küçük ayrıntılarla okuru derinden yakalamayı başararak dünya edebiyatında özel bir yer edinen John Steinbeck, bu kez Jody'ye odaklanıyor.
Ağaçkulak'ın bir hayali vardır. Her gün gizli gizli çömlek ustası Min'in bir avuç kilden bir şaheser yaratmasını izler. Bu, ona göre bir mucizedir. Kendisi de bir gün böyle bir mucize gerçekleştirmek için can atar.
Bir sabah yatağında kendini bir böcek olarak bulan Gregor Samsa, yabancılaştığı bedenine bakarken bir yandan da ona nasıl davranacağını bilemeyen aile bireylerinin yaşadığı şokla başa çıkmaya çalışır.
Sergüzeşt, Samipaşazade Sezai’nin acıklı bir aşk hikâyesi üzerinden kölelik ve özgürlük konularını işlediği romanıdır. Yazar bu eserinde, kölelik kurumunu, Osmanlı burjuvazisini ve insanın kendisinin değil ait olduğu sosyal sınıfın önemsenmesini eleştirerek, insanların eşit olduğu fikrini savunur.
‘‘Onun hayatı da öyle değil miydi? Son günlerin hoşluğu ile beraber, şimdi yine imkânsızlığa, yine hüzün ve kasvete düşmemiş miydi? Tıpkı şimdi düşündüğü gibi, nasıl yaz elindeki saadetten habersiz geçip ilk kış hücumuyla üzülürse, o da demin anlamamış, özlem duymamış mıydı? Tekrar hayatına başlamak arzusu, bugün tekrar yaz olmak emeli gibi değil miydi? Bir yıldır onu harap eden endişelerin, hüzünlerin ne olduğunu artık iyice görüyor, ‘İşte benim eylülüm!’ diyordu.’’
"İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüzkarası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız."
Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder.
Yıl 1688, yer Londra... Gece yarısı laboratuvarında çalışmakta olan Isaac Newton, gizemli bir hırsızın saldırısına uğrar ve içinde simyacılıkla ilgili notların bulunduğu defteriyle bazı deney aletleri çalınır.