Bu ürün ile beraber alınan diğer ürünler
İslam Bey, gönüllü olarak orduya gidecektir ve uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak ister. Zekiye’ye, kendisi hakkında beslediği sevgiyi anlatır. Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı gibi, onun arkasından o da erkek elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır, Silistre’ye kadar gider...
‘‘Onun hayatı da öyle değil miydi? Son günlerin hoşluğu ile beraber, şimdi yine imkânsızlığa, yine hüzün ve kasvete düşmemiş miydi? Tıpkı şimdi düşündüğü gibi, nasıl yaz elindeki saadetten habersiz geçip ilk kış hücumuyla üzülürse, o da demin anlamamış, özlem duymamış mıydı? Tekrar hayatına başlamak arzusu, bugün tekrar yaz olmak emeli gibi değil miydi? Bir yıldır onu harap eden endişelerin, hüzünlerin ne olduğunu artık iyice görüyor, ‘İşte benim eylülüm!’ diyordu.’’
Evet, bazen en acayip fikir, görünüşte en mümkün görünmeyen fikir, kafanıza öyle işlenir ki, o en nihayetinde sizin için gerçeğe dönüştürülebilecek bir şey olarak ortaya çıkar…
Petersburg’un beyaz gecelerinde, hayalperest anlatıcı ile genç bir kızın dört gecelik karşılıklı konuşmalarıyla geçen hüzünlü bir hikâye. Genç kız da tıpkı hayalperest anlatıcı gibi hayaller içindedir. Moskova’dan gelecek bir mektubu bekleyen genç kız ve hayalperest anlatıcı arasında tuhaf bir bağ oluşur. Mektup ve beklenen kişi geciktikçe duygular ve düşünceler karmaşık bir hale gelecektir.
Serin bir rüzgâr yağmurun fısıltısını çoğaltarak esiyor, üstümüzde siyah bir çadır gibi açılan çam dalları titriyordu. Anadolu’nun bu yalçın ufuklu, bu boş, bu kayalık, bu korkunç tarafı, Bozdağı’na giden bu ıssız yol, eskiden beri bir eşkıya uğrağıydı; bunu biliyordum.
“Fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün… Fakat içimde öyle bir şeytan var ki... Bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor.